06 Şubat 2010

Kafamdaki filler (?!)

Çok fazla hayal kuruyorum şu sıralar. Hayallerimde olmak istediğim insanlar değilim, izlemeyi sevdiğim insanlarım. Gerçi nasıl bir insan olmak istediğimi de bilmiyorum ben. Her şey olmak istiyorum. Siz de öyle değil mi?

Sanırım iyi insanlarla beraberim şu sıralar, peki ben iyi biri miyim? En azından zararsız olduğumu düşündüklerinden eminim. Ne?! Benim zararım kendime mi?

Tekrar müzik dinlemeye başladım ama henüz film izleyemiyorum. Kafam kaldırmıyor nedense. "Bir filmi daha kafam kaldırmıyor..." diye yazsaydım daha mı iyi olurdu acaba?

Hayatımın bu döneminde yüksekte yaşıyorum, onuncu kattayım. Her gün insanlara bakıyorum; gidenler, gelenler... Hiç kararsız görmedim, bekleyen görmedim. Ben ise tam tersiyim, bazen asansöre binsem mi binmesem mi diye kararsız kaldığım bile oluyor. Yemek yemek bir ayrı eziyet zaten: "Ne yemeliyim? Acaba doyar mıyım? Ya doymazsam, bir daha bir şey yemek için tekrar para harcamak zorunda kalacağım... Ama çok da yememeliyim, ya şişmanlarsam? Off, zaten şişmanladım, zayıflamam lazım!" Çekilir mi bu kafa?

Bağlıyım birine. Gönlüm bağlı, bedenim bağlı. Her şeyimi bağlamak istiyorum, kendimi götürüp ona teslim etmek istiyorum ama izin vermiyor, ben yoruluyorum kendimden. Silkeliyor beni bazen, beni bana teslim ediyor, "Ben arada gelip seni seveceğim..." diyor sanki. Beni mest ediyor, ağlatıyor, fotoğraflara bile baktırıyor... Onunla beraber olduğum zamanları düşünüp onlara Soundtrack ekliyorum zihnimde. Bu duyguların herkes tarafından hissedebileceğini, hissedildiğini bilmek beni rahatsız etmiyor bu sefer; biliyorum çünkü: Ne ben onlar gibi, ne de onlar benim gibi...

Angela McCluskey "Love Can Damage Your Health" diyor. Öyle bir diyor ki, "Hani bak, demedi deme sonra..." gibi bir ses tonuyla.

I brought you something close to me
And left with something new
I can see through your head
You haunt my dreams
There's nothing to do but believe, just believe
Just breathe...

Ne güzel söylemiş değil mi?

Nerelerden nerelere atladım... Dediğim gibi şu sıralar çok hayal kuruyorum. Mesela az önce zihnimde, Bodrum'da Barlar Sokağı'nda gezdiğimiz o sıcak ve yorucu güne bu şarkıyı Soundtrack olarak atadım. Yürüyoruz, akşama gidecek bir yerler bakıyoruz bir yandan, bir yandan da karnı acıkmış sevdiğimin, karnı acıkınca huysuz oluyor, hızlı hızlı seçenekler üretmeye çalışıyorum kafamda. Çok çişim var ama nasıl dayanacağım motele dönene kadar? Evet!! Yarın çok güzel olacak, tekne turunu ayarladık şimdi. Ohh be!! Sonunda karnımızı doyuracabilecek bir yere oturduk, bir an için hiçbir şey yemeyeceğiz zannetmiştim. Bir yandan iki gün sonra ayrı düşeceğiz korkusu. Gerçi şimdi o korkuya hasretim. Birçok şeye hasretim...

İşte budur halim... Hem zaten daha gitmeden, döndüğü günün nasıl güzel bir gün olacağını düşünerek mutlu olan bir insanın hali daha nasıl olabilir ki?

3 yorum:

AP dedi ki...

hani hayat diyorlar ya kısa diye falan filan, hayat uzun ama işte o hasret zamanları denilen olaylar, hayat uzuyor, olaya farklı açıdan bak, soundtrack ekleyeceğine yeni bir soundtrack yarat ve soundtrackte gezinebiliceğin notalarla oynaşabiliceğin yeni bir barlar sokağı hayali yarat. kabul et ben daha saçmayım... yazdığıma ben bile shit dedim şu an, sustum, bye.

alicozgo dedi ki...

benim saçma olduğumu kim söyledi de, sen -daha- saçma olduğun kanısına vardın?

Güneş dedi ki...

Bazen ne kadar istersen iste
Zorlarsan zorla
Hiç birşey olmaz...
Bazende herşey bir anda olu verir...
Olmayan ülkede
Olabilen hayaller için Peter PAN Oku derim =)